Bir hastane koridorunda bu soru felsefe sınavı değildir. “Tanrı iyi ve güçlü ise buna neden izin verdi?” diyen biri, kimi zaman bir yakınının adını söylemeye çalışıyordur. Sorunun düşünsel tarafı vardır. Yaralı tarafı da. İkisini birbirinden koparırsak ya insanı duymayız ya da soruya hiç bakmadan geçeriz.

Her acının bir suçlusunu bulmalı mıyız?

İsa’ya bir felaketin kurbanları hakkında soru sorulduğunda onları başkalarından daha günahkâr ilan etmedi (Luka 13:1-5). Doğuştan kör olan bir adam için de öğrencilerin “Kim günah işledi?” sorusunu basit suçlama düzeninden çıkardı (Yuhanna 9:1-3). Bu iki metin, her trajediden sonra kurbanın veya ailesinin gizli suçunu aramamıza izin vermez.

Elbette bazı acıların açık insan sorumluluğu vardır: şiddet, ihmal, sömürü. Böyle yerlerde kötülüğü adlandırmak, adalet aramak ve zarar göreni korumak gerekir. Başka acılarda ise neden bu kişinin, neden bugün, neden bu ağırlıkta sorularına dürüst bir cevap veremeyiz. Bilmediğimiz yerde Tanrı adına hüküm kurmak merhamet değildir.

“Düşmüş dünya” bütün cevabı verir mi?

Yaratılış anlatısı Tanrı’nın yaratılışını iyi diye tanımlar. Günah, Tanrı’yla, birbirimizle ve dünya ile ilişkimizi parçalar (Yaratılış 1–3). Pavlus, yaratılışın da inlediğini söyler (Romalılar 8:18-25). Bu büyük çerçeve, acının Tanrı’nın başlangıçtaki iyi amacıyla özdeş olmadığını görmemize yardım eder.

Fakat bu çerçeveyi bir yas evinde hızlıca söylenen açıklama cümlesine çevirmemeliyiz. “Dünya düşmüş, o yüzden oldu” sözü, bir annenin belirli bir kaybına cevap vermez. Eyüp’ün arkadaşları, dünya hakkında kulağa doğru gelebilecek cümleleri Eyüp’ün yaşadığı olaya yanlış uyguladılar. Kitabın sonunda Tanrı onların kendisi hakkında doğru konuşmadığını söyledi (Eyüp 42:7). Doğru kavramı yanlış anda ve yanlış kesinlikle kullanmak yine yanlış olabilir.

Tanrı acının neresinde?

Hristiyan inancı Tanrı’yı acının dışında güvenli bir gözlemci olarak anlatmaz. İsa Mesih hasta insanlara yaklaştı, yas tutanların yanında durdu ve Lazar’ın mezarı önünde ağladı (Yuhanna 11:33-36). Sonunda kendisi de haksız şiddete uğradı. Çarmıh, Tanrı’nın acıyı sevdiğini söylemez; kötülüğün Oğul’a karşı da işlendiğini ve Tanrı’nın kurtarışını tam bu karanlığın içinden gerçekleştirdiğini söyler.

İsa’nın dirilişi, kötülüğün son söz olmadığını ilan eder. Yine de bugün her yara kapanmış değildir. Yeni Antlaşma bu gerilimi gizlemez: umut gerçektir, bekleyiş de gerçektir. Vahiy 21:1-5’te gözyaşının silinmesi vaadi, bugün ağlayanlara “artık ağlamayın” emri olarak verilmez. Tam tersine, gözyaşının Tanrı tarafından görüldüğünü bildirir.

Kötülüğe karşı şimdi ne yapabiliriz?

Birinin acısını açıklamak yerine önce yanında durun. Yardıma ihtiyaç varsa somut yardım sunun. Bir istismar veya şiddet durumu varsa zarar göreni koruyun ve gereken profesyonel, hukuki ve güvenli destek yollarına başvurun. Dua edin; ama duayı bakım ve adaletin yerine koymayın. “Neden?” sorusunu sormak için imanınızın bitmesini beklemeniz gerekmez. Mezmurlar bu soruyu Tanrı’ya taşıyan insanlarla doludur.

Kendi acınızın içindeyseniz bir arkadaşınıza, güvenilir bir kiliseye veya uygun bir uzmana ulaşın. İsa Mesih’e iman, acıyı tek başınıza taşıma mecburiyeti değildir. “Bunun nedenine dair bütün cevabı bilmiyorum” diyebilmek de bazen gerçeğe sadık ilk adımdır.

Özgür irade bütün soruyu çözer mi?

İnsan seçimleri birçok kötülüğün gerçek nedenidir. İhanet, şiddet ve sömürü söz konusu olduğunda sorumluluğu görünmez bir plana yükleyerek failin eylemini hafifletemeyiz. Ancak her acıyı insanın özgür seçimine indirgemek de mümkün değildir. Deprem, genetik hastalık veya küçük bir çocuğun ölümü karşısında aynı cümle yetersiz kalır. Kutsal Kitap yaratılışın da inlediğini söyler; belirli bir ailenin yaşadığı kaybı açıklayan bir hesap cetveli vermez.

Protestan gelenekte Tanrı’nın egemenliği güçlü biçimde vurgulanır. Bu öğreti Tanrı’nın olaylardan habersiz olmadığını söyler; kötülüğün failiyle Tanrı’yı aynı ahlaki konuma yerleştirmez. Ayrıca insana her olayın gizli amacı hakkında bilgi verdiği anlamına gelmez. “Tanrı egemen” cümlesini, başka birinin yaşadığı şiddeti küçümsemek veya yardım etmeyi ertelemek için kullanırsak söylediğimiz doğru sözü yanlış yerde kullanmış oluruz.

Eyüp’ün arkadaşlarından ne öğreniriz?

Eyüp’ü ziyaret eden arkadaşlar başlangıçta onunla sessizce oturur. Konuşmaya başladıklarında ise acıyı açıklayan hazır düzenlerine çok güvenirler: İyi insan doğru yaşarsa iyi sonuç alır; öyleyse Eyüp’ün başına gelenin gizli bir suçu olmalıdır. Okur bunun doğru olmadığını kitabın başından beri bilir. Eyüp’ün itirazı her cümlesinde kusursuz değildir, fakat arkadaşların kesinliği gerçeğe yaklaşmalarını sağlamaz.

Bu hikâye yalnız “susmak iyidir” dersi vermez. Kimi zaman konuşmak, şiddeti bildirmek, tedavi için karar almak gerekir. Öğrettiği daha zor şey şudur: İnsan acısını taşıyan kişiye açıklama sahibi gibi yaklaşma. Yanında dur, gerçeği söyle, bilmediğini de söyle. Tanrı’yı savunmak için kurbanı suçlamak zorunda değilsiniz.

“Bir gün adalet olacak” demek bugün neyi değiştirir?

Son yargı vaadi, kötülüğün yok sayılmayacağını bildirir (Vahiy 20:11-15). Bu, bugünkü adalet arayışını gereksiz kılmaz. Tam tersine, kötülüğün gerçek ve hesabının verilebilir olduğunu ciddiye almamıza yardım eder. Yaralanan insanın güvenliği bugün önemlidir. Yargı gününe inanmak, bugün mahkemeye başvurmamaya veya mağduru korumamaya gerekçe olamaz.

Yeni yaratılış vaadi de acıyı geriye doğru iyi bir şeye dönüştürmez. “Sonunda iyi olacak” diyerek bugünkü zararı kutsamayalım. Hristiyan umudu, kötülüğün kötülük olarak adlandırılabildiği ve Tanrı’nın onu son gerçek olarak bırakmayacağı yerde nefes alır.

Metinler ve devam yolu

© 2026 MezardanSonra.com. Tüm hakları saklıdır.